YENİ Parti tutar mı?

Uzun zamandır siyaset kulislerinin en çok konuştuğu konulardan biri bu... Geçtiğimiz günlerde bir ağabeyimle sohbet ederken bana şu soruyu yöneltti:
Paylaş:

Uzun zamandır siyaset kulislerinin en çok konuştuğu konulardan biri bu...

Geçtiğimiz günlerde bir ağabeyimle sohbet ederken bana şu soruyu yöneltti:

"YENİ Parti tutar mı?"

Sorunun cevabını "evet" ya da "hayır" diyerek tek kelimeyle vermek yerine, kısa bir siyasi analiz yaptım. Sohbetin sonunda, “Bunu mutlaka yazmalısın” dedi.

Ben de o analizi tarihe not düşmek adına kayıt altına almaya karar verdim.

***

"YENİ Parti tutar mı?" sorusuna sağlıklı bir cevap verebilmek için önce Türkiye'deki siyasi geçmişe bakmak gerekir. Özellikle de partilerin bölünme süreçlerine ve bu bölünmelerin ardından kurulan yeni partilerin nasıl bir yol izlediğine...

Öncelikle Türkiye'de siyasetin genel tablosunu doğru okumak gerekiyor.

Kabaca baktığımızda seçmenin önemli bir bölümü sağ siyasette konumlanırken, geri kalan bölüm ise sol siyasette yer alıyor. Elbette bu oranlar seçimden seçime değişebilir; ancak uzun yıllardır genel denge büyük ölçüde bu şekilde oluşuyor.

Peki, sağ ve sol siyaseti birbirinden ayıran temel fark nedir?

Benim bakış açıma göre bunun en önemli göstergelerinden biri kullanılan siyasi dildir.

Sağ siyaset teşkilatlanır.

Sol siyaset ise örgütlenir.

İlk bakışta bu iki kelime aynı anlamı taşıyormuş gibi görünse de aslında aralarında oldukça önemli bir zihniyet farkı var.

Teşkilatlanma, emir-komuta zinciri içerisinde ilerler.

Yani bir lider vardır. O liderin fikirleri, ilkeleri ve ortaya koyduğu siyasi çizgi, teşkilat kademeleri aracılığıyla tabana yayılır. En sonunda halkla buluşur. Halkın teşkilata katılmasıyla birlikte de köklü ve güçlü bir siyasi yapı oluşur.

Bu nedenle bir teşkilatta en tepedeki genel başkan ile en alttaki mahalle başkanı arasındaki bağ ne kadar güçlü olursa, partinin kökleri de o kadar sağlam olur.

Zamanı geldiğinde mevcut lider, yerini yeni bir lidere bırakır. Eğer yeni lider teşkilatla aynı bağı kurabilir, aynı heyecanı ve güveni sürdürebilirse parti yoluna devam eder. Kuramazsa; güç kaybeder, küçülür ve zamanla siyasi etkisini yitirir.

Şimdi bunun örneklerine bakalım...

Demokrat Parti, Celal Bayar ve Adnan Menderes'in iki güçlü ismiyle yükseldi. Resmî olarak Celal Bayar ön planda görünse de, halk nezdindeki asıl lider Adnan Menderes'ti.

27 Mayıs darbesi ve ardından gelen idamlar nedeniyle Menderes, siyasi mirasını devredecek bir lider belirleyemedi. Ancak "Demokrat Parti'nin devamıyız." diyen Adalet Partisi, Süleyman Demirel'in liderliğinde yeniden güçlü bir çıkış yakaladı.

Bu siyasi damar, 1980'e kadar etkisini sürdürdü. Sonrasında ise Doğru Yol Partisi çatısı altında Tansu Çiller'le devam ettirilmek istendi. Ancak teşkilat aynı bütünlüğü sağlayamadı ve süreç başarıyla sürdürülemedi. Sonunda Doğru Yol Partisi de siyaset sahnesinden çekildi.

1980 sonrasında sağ siyasetin yeni merkezi bu kez Turgut Özal liderliğindeki ANAP oldu. Özal'ın Cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından görevi devralan Yıldırım Akbulut aynı etkiyi oluşturamadı. Mesut Yılmaz döneminde ise parti yıllar içinde gücünü tamamen kaybetti.

Milli Selamet Partisi, Refah Partisi, Fazilet Partisi ve Saadet Partisi... İsimler değişse de bu hareketin ortak lideri Necmettin Erbakan'dı.

Erbakan, siyasi mirasını Recai Kutan'a bırakmak istedi. Ancak Kutan, teşkilat üzerinde aynı etkiyi kuramadı. Bu süreçte Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan'ın öncülük ettiği yenilikçi hareket ortaya çıktı. Teşkilatın önemli bir bölümü bu yeni kadroların etrafında birleşti ve AK Parti doğdu.

Böylece Erbakan'ın temsil ettiği siyasi çizgi zamanla etkisini kaybetti; yeni merkez ise AK Parti oldu.

Buraya kadar saydığımız örneklerin ortak özelliği, geniş kitleleri bir araya getirebilmiş ve uzun süre iktidar alternatifi olabilmiş sağ partiler olmalarıdır.

Bir de farklı bir örnek var...

Toplumun belirli bir kesimine hitap eden, ancak teşkilat disiplini konusunda belki de Türkiye'nin en güçlü siyasi yapılarından biri olan Milliyetçi Hareket Partisi.

MHP'de teşkilat kültürü, yıllardır güçlü bir emir-komuta anlayışıyla yürütülüyor. Parti içinden pek çok yeni siyasi oluşum çıkmasına rağmen, ana teşkilat büyük ölçüde liderinin etrafında kalmayı başardı.

Az önce söylediğimiz gibi; siyasi mirası doğru yöneten ayakta kalıyor.

Milliyetçi Hareket Partisi de bunun önemli örneklerinden biri.

Alparslan Türkeş'in vefatının ardından görevi devralan Devlet Bahçeli, sancılı bir geçiş sürecine rağmen teşkilatın desteğini korumayı başardı. Böylece MHP, Türk siyasetindeki kritik konumunu uzun yıllar muhafaza etti.

Ancak bu süreçte MHP'nin içinden yeni partiler de doğdu.

Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı yapmış merhum Muhsin Yazıcıoğlu ayrılarak Büyük Birlik Partisi'ni kurdu.

2015 sonrasında ise genel başkanlık yarışında yaşanan süreçlerin ardından Meral Akşener, Ümit Özdağ ve Koray Aydın'ın öncülüğünde İYİ Parti kuruldu.

İşin ilginç tarafı ise şu...

MHP'den doğan İYİ Parti'nin içinden de yeni partiler çıktı. Zafer Partisi ve Anahtar Parti bunun son örnekleri oldu.

Böylece milliyetçi seçmenin oyları her yeni ayrılıkla biraz daha bölündü.

Bugün teorik olarak bu siyasi hareketlerin tamamı tek çatı altında buluşsa, ortaya Türkiye'nin en güçlü siyasi bloklarından biri çıkabilir. Ancak aynı ideolojik kökten beslenmelerine rağmen, aralarındaki siyasi ve kişisel ayrışmalar bunu mümkün kılmıyor.

***

Gelelim AK Parti'ye...

Belki de Türk siyasi tarihinin en güçlü liderlerinden biri Recep Tayyip Erdoğan.

2001 yılında AK Parti'nin kuruluşundan bugüne kadar sistem değişti, hükümet modeli değişti, seçimler değişti. Ancak değişmeyen tek şey, Recep Tayyip Erdoğan'ın parti ve teşkilat üzerindeki liderliği oldu.

AK Parti'nin içinden ayrılan birçok önemli isim kendi siyasi hareketini kurdu ya da mevcut partilerin başına geçti.

Abdüllatif Şener, Türkiye Partisi'ni kurdu.

Erkan Mumcu, Demokrat Parti'nin genel başkanlığını yaptı.

Ali Babacan, DEVA Partisi'ni kurdu.

Türkiye'nin son Başbakanı Ahmet Davutoğlu ise Gelecek Partisi'nin lideri oldu.

Ancak bu partilerin ortak bir özelliği vardı.

Hiçbiri güçlü bir teşkilat yapısı oluşturamadı.

Kurumsal bir siyasi gelenek inşa edemediler.

Daha çok kurucu isimlerin etrafında şekillenen, tabana yayılamayan siyasi hareketler olarak kaldılar.

Bu nedenle beklenen toplumsal karşılığı üretemediler.

Son olarak Gelecek Partisi'nin yaşadığı süreç de bunun güncel örneklerinden biri oldu.

Benzer şekilde, DEVA Partisi'nin de önümüzdeki ilk genel seçim sonrasında nasıl bir siyasi yol izleyeceği aslında şimdiden belli.

***

Şimdi gelelim örgütlenen yapılara...

Yani sol siyasete.

Türkiye'de sol siyasete baktığımızda, bugüne kadar hep tek bir merkezin ön planda olduğunu görüyoruz.

Ben buna "CHP ve türevleri" demeyi tercih ediyorum.

Çünkü farklı dönemlerde CHP'nin içinden yeni partiler doğuyor, zamanla bu partiler güç kaybediyor ve siyaset yeniden CHP ekseninde şekilleniyor.

Burada Türkiye İşçi Partisi (TİP) ya da Vatan Partisi gibi militanist ideolojik çizgide konumlanan partileri değerlendirmeye katmıyorum.

Bana göre Cumhuriyet Halk Partisi'nin tarihi, diğer siyasi partilerden farklı değerlendirilmelidir.

Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan Cumhuriyet Halk Partisi'nin, Atatürk'ün vefatının ardından tarihî misyonunu tamamlayarak 1938 yılında siyasi hayatını sonlandırması ve İsmet İnönü'nün yeni bir siyasi oluşumla yoluna devam etmesi daha doğru bir tercih olabilirdi.

Böylece Cumhuriyet Halk Partisi, Cumhuriyet'in kuruluşuna öncülük eden tarihî bir değer olarak siyasi tarihimizdeki yerini alırdı.

Ancak Türkiye'nin siyasi şartları farklı gelişti ve süreç bu yönde ilerlemedi.

Neyse...

Atatürk'ün vefatının ardından partinin doğal lideri olarak İsmet İnönü genel başkanlığa geçti.

O dönem Türkiye'de çok partili siyasi hayat henüz bugünkü anlamıyla şekillenmediği için ne güçlü bir teşkilat yapısından ne de örgüt kültüründen söz etmek mümkündü. Ancak parti içinde birbirinden farklı siyasi eğilimler ve görüşler bulunuyordu.

Bence Türkiye'de sol siyasetin gerçek anlamda örgüt kimliği kazanması, 14 Mayıs 1972'de Bülent Ecevit'in CHP Genel Başkanı olmasıyla başladı.

Çünkü aynı dönem, Türkiye'de sağ-sol ayrışmasının belirginleştiği, ideolojik kamplaşmaların ve siyasi kutuplaşmanın hız kazandığı yıllardı.

Bülent Ecevit, 1980 askerî darbesine kadar CHP'nin liderliğini sürdürdü.

Ardından siyasi partiler kapatıldı ve sol siyasette yeni bir dönem başladı.

Bu dönemi ben, "ikinci İnönü dönemi" olarak değerlendiriyorum.

Yani Erdal İnönü dönemi...

Önce SODEP, ardından SHP ve sonrasında yeniden CHP Genel Başkanlığı...

CHP'nin kapalı olduğu yıllarda SODEP ve SHP, sol seçmen için önemli bir adres hâline geldi. Ancak bu durum kalıcı olmadı.

Çünkü sol siyasetin örgütsel hafızası, yeniden Bülent Ecevit'in etrafında toplanmayı istiyordu.

Ecevit'in siyasi yasağı kalkıp yeniden aktif siyasete dönmesiyle birlikte örgütün önemli bir bölümü de eşi Raşan Ecevit'e kurdurduğu Demokratik Sol Parti (DSP) yönünü ona çevirdi. (Bakmayın bu zamanlar Cumhur İttifakı'nda yer almasına, aslında DSP örgütlü bir yapı ve sol siyasetteydi.)

1999 depremi ve ardından ekonomik krizin ardından Bülent Ecevit'in siyasi etkisi zayıflamaya başladığında, örgüt de yeniden CHP çatısı altında toplanmaya yöneldi. SHP başta olmak üzere sol siyasetteki birçok kadro tekrar CHP'de birleşti.

Ancak bu birleşme, CHP'yi yeniden iktidara taşıyamadı.

Bu süreçte parti içinde liderlik mücadeleleri de yaşandı.

Deniz Baykal'a karşı değişim hareketi başlatan Mustafa Sarıgül, örgütü ve delege yapısını arkasına alamayınca CHP'den ayrıldı ve Türkiye Değişim Hareketi'ni, ardından Türkiye Değişim Partisi'ni kurdu.

Fakat örgüt onunla gitmedi.

Daha sonra Deniz Baykal'ın kaset operasyonuyla görevden ayrılmasıyla birlikte örgüt, dönemin yükselen ismi Kemal Kılıçdaroğlu etrafında birleşti ve genel başkanlığa onu taşıdı.

Bu kez Emine Ülker Tarhan CHP'den ayrılarak Anadolu Partisi'ni kurdu.

Ancak yine aynı tablo ortaya çıktı.

Örgüt onunla gitmedi.

Kemal Kılıçdaroğlu'nun karşısına kurultaylarda çıkan Muharrem İnce de genel başkanlık yarışını kazanamadı. Uzun süre parti içinde mücadelesini sürdürdü, ancak istediği değişimi gerçekleştiremeyeceğini anlayınca Memleket Partisi'ni kurdu.

Yine örgüt onunla gitmedi.

Aslında Kemal Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlığı boyunca kazandığı en önemli seçimler, parti içindeki liderlik mücadeleleriydi. Başka da seçim kazandığı yoktu zaten.

Örgütün yaklaşımı ise şu oldu:

"Recep Tayyip Erdoğan karşısında seçim kazanamamış olabilir; ancak ona karşı dahi güçlü bir alternatif oluşturamayan isimlerin arkasından da gitmeyiz."

Bu nedenle Kılıçdaroğlu'na rakip olan isimlerin tamamı yeni parti kurmayı tercih etti.

Ancak kurdukları yapılar, örgüt partisi değil; lider merkezli, isim odaklı siyasi hareketler (Bir nevi teşkilatçı partiler) olarak kaldı.

Çünkü örgüt yerinde kaldı.

Sonrasında kazanabilecekleri seçimi bile kaybeden Kemal Kılıçdaroğlu'yla iktirada gelinemeyeceği anlaşılınca, CHP'de değişim rüzgârı esti.

Kemal Kılıçdaroğlu'nu kurultayda yenebilen ilk isim, Ekrem İmamoğlu'nun güdümündeki Özgür Özel oldu.

Özgür Özel, genel başkan seçildikten sonra CHP'de uzun yıllardır uygulanan küskünleri yeniden parti çatısı altında toplama siyasetini sürdürdü.

Her ne kadar Mustafa Sarıgül seçimlerden önce tekrar CHP'ye dönmüş olsada asıl dönüş Özgür Özel zamanında gerçekleşti. 

Muharrem İnce ile temaslar kuruldu.

Partiden ayrılan birçok isim yeniden CHP ile yakınlaştı.

Çünkü örgüt, dağılmak yerine yeniden merkezde toplanmayı tercih etti.

Ve lakin, mutlak butlan davası patlayıverdi.

Kemal Kılıçdaroğlu örgüte rağmen yine genel başkanlık koltuğuna oturdu.

Örgüte rağmen, kongre yapmadı.

İşte tam da bu noktada YENİ Parti kuruldu.

Şimdi soruyu tekrar hatırlayalım.

YENİ Parti tutar mı?

Evet tutar!

Çünkü YENİ Parti, kongrelerde seçilmiş insanlar tarafından kendilerince güya yargı darbesine karşı kurulmuş bir parti.

CHP’de butlana karşı olan tüm vekillerin, tüm belediye başkanlarının, ilçe başkanlarının, delegelerin yani örgütü örgüt yapan herkesin bir araya gelerek kurduğu bir parti.

İsmi CHP değil belki ama içindekiler CHP!..

YENİ Parti’nin örgütü, aslında CHP’nin seçilmiş örgütü.

Yani seçilmişler YENİ Parti’ye geçerken, atanmışlar CHP’de kaldığı için, YENİ Parti tutacak.

Ama…

YENİ Parti aynı zamanda GEÇİCİ parti.

Yani…

Hepsi tekrar bir gün CHP’ye geçecek.

Benzer Haberler:

Yorum

    Bu habere henüz hiç yorum yapılmamış.

    YORUM YAZIN

YENİ Parti tutar mı?