Oradan bakıldığında şamar oğlanına mı benziyorum?
Bugün bir derdim var…
Bu derdi uzun uzun anlatmak istiyorum.
O kadar vaktin yoksa şu anda okumayı bırakabilirsin.
Çünkü bu yazı seni hiç ilgilendirmez!
Vakti olanlara iyi okumalar dilerim.
***
Bundan yaklaşık 36 yıl önce istemeden de olsa aranıza katıldım.
Ne çocukluğumda ne de gençliğimde rahat bir hayatım oldu.
Kendime ait ilk parayı henüz okula başlamadan önce babamın yanında pazarcılık yaparak kazandım.
Zaten o gün, satış yaptığımı gören babam beni okula yazdırmaya karar verdi…
Hayatını kazanmanın zorluğunu henüz ilk yıllarda gördüm. Çünkü, sabahın köründe kalkıp sebze-meyve haline gider, mevsimine göre sebze meyve alır, gelip pazarda satan babamın yanında oldum.
Büyüdükçe ve daha doğrusu hayat değiştikçe para kazanma yolları da değişti benim için.
Lisedeyken, tüp ve su servisi yapardım mesela.
Yazları ise kafelerde garsonluk yapar, harçlığımı çıkarırdım.
Hayatım boyunca içtiğim sigaranın her bir paketini kendi kazandığım parayla almışımdır.
Liseyi bitirebilmek için fazladan bir yıl okudum.
Üniversiteyi kazanmak için ise fazladan 4 kez sınava girdim.
Aldığım burslarla geçinip, kazandığım parayla gezdim.
Ve tam 13 yıl önce basın sektörüne giriş yaptım.
Yanlış anlaşılmasın… Arkasında torpili olan biri hiç olmadım. Staj için girdiğim Beyaz TV’de henüz okulum bitmemesine rağmen aldığım iş teklifi sayesinde girdim bu sektöre.
İstanbul’da geçirdiğim yılların ardından Bursa’da her şeye sıfırdan başlamak zorunda kaldım.
Ama olmadı!..
Başlayamadım.
Aylarca bedava çalıştım mesela.
Sırf sektörde tutunabilmek için, sırf aşkla yaptığım gazeteciliği sürdürebilmek için kabul ettim bunu.
Buna rağmen olmadım.
Şehir değiştirdim, dizi sektöründe çalıştım.
Sonra yeniden denemek için yeniden Bursa’ya geldim.
Bu sefer belki parasız çalışmadım ama aylarca yarım sigortayla çalışmışım.
Sonra bir gün bir fırsat çıktı karşıma.
Yenidönem Gazetesi’ne giriş yaptım…
3 yıl aralıksız sayfa editörlüğü yaptım. Bunun ne demek olduğunu bilmeyenlere açıklayayım. Masa başında haberi a’dan z’ye yazmak demek.
Bu süreçte, kaliteli köşe yazarlarıyla çalışma fırsatı buldum. Bunların her birinden bir şeyler kapmaya çalıştım.
Lakin, yükselme şansımın olmadığını hissederek umutsuzluğa düşünce yeni evlenmiş biri olarak yaktım gemileri istifa ettim.
Bir buçuk yıl sektörden uzak kaldım.
Ama bu süre zarfında farklı işler yaparken sosyal medyayı kendi kendime öğrendim. Bir sayfa açtım tek kuruş para harcamadan milyonlara ulaştım.
Sonra bir gün Yenidönem Gazetesi’ne tekrar geri döndüm.
En büyük şansım Enver Akasoy’la çalışmak oldu. Yıllardır beklediğim o fırsatı bana Enver abim verdi. Beni teşvik etti. Gerçek bir gazeteci gibi hissetmemi sağladı. 2022 yılında köşe yazarı oldum. Henüz 33 yaşındayken bu işi yaparak para kazanmaya başladım.
Yaptığım haberler, aldığım tepkiler, ortaya koyduğum etkiler, çıkardığım gizli kapaklı işler… Her biri benim yükselmemi sağladı.
Ama en önemlisi de beni gazeteciliğin ötesine taşıyarak Onuralp Özalp yaptı.
Karakteri, duruşu, sözünü sakınmayışı, kimin ne olduğunu bilen, kime nasıl cevap verebileceğini bilen kişi…
Birçok kişinin belki de yıllarca yapamadığı şeyleri ben kısa zamanda başardım.
Bu konuda hiç mütevazı olamayacağım. Olmayacağım!
Bu süreçte bana güzel yakıştırmalar da yapıldı.
Mesela; “Dünkü çocuk”, “Çömez Gazeteci” ve hatta “Prematüre…” gibi gibi!
Vallahi tüm yakıştırmaları çok sevdim. Bence güzel yakıştırmalardı bunlar.
Enver abi bana bir hayat vermişti. Ardından çalıştığım Yaman Kaya ise bir kariyer verdi!..
Kısa bir özet halinde bunları anlatmamın nedeni, beni kaportacılıktan gelen, emekli olup gasteciliğe heves eden, sonradan olma gazetecilerle veya işten kovulunca kendine site kuran, tek başına dev orduymuş gibi takılanlardan sanmayın diye.
Ha bir de bazıları geçmişimi falan merak ediyormuş! onuralpozalp.com adresine girseler tüm geçmişimi görecekler ama yine de ben bir kez daha kendilerine yardımcı olayım diye yazdım.
***
2024 yılının seçimlerinin hemen ardından radikal bir karar daha aldım.
Birlikte büyük badireler atlattığımız Yaman Kaya’nın baskagazete.com adlı sitesindeki görevlerimden ve işimden istifa ettim.
Sanılanın aksine, bu istifa, işi belli olan bir yere geçmek için değildi. Sebepleri bende saklı bir anlaşamamazlıktan kaynaklı bir istifa kararıydı.
Ve tekrar umutsuzluğa düşerken bir el daha uzandı. Tam o sırada Yenişehir Belediye Başkanı seçilen Ercan Özel tarafından…
O zamana kadar hiçbir karşılık beklemediğim, sadece ve sadece işimi yaparken bilgisine ve rehberliğine başvurduğum Ercan Özel tarafından uzanan o eli tuttum.
Ve yaklaşık 2 yıldır da artık masanın öbür tarafında görev yapıyorum.
Ama!..
***
7-8 yaşlarında başladığım iş hayatımda öğrendiğim 2 şey var.
Birincisi, “Bir şeyi yapıyorsan ya tam yap yada hiç yapma. Kimse senin arkanı toplamak zorunda kalmasın.”
İkincisi ise; “Hayatta ne iş yaparsan yap ama en iyisini yap.” Çünkü, yaptığın iş aldığın ücretin karşılığı değil karakterinin yansımasıdır.
İşte bu felsefeyle çalışırken bugüne kadar nelerle karşılaştım biliyor musunuz?
Tehdit, şikayet, iftira!
Sayayım!..
Biri gelir, beni kariyerimle tehdit eder, “Onuralp’i bitireceğim” der.
Biri gelir, “Seni gazeteye ibne diye yazsam, yarın herkes sana bakıp o malum el işaretini yapar” diye gözdağı vermeye kalkar.
Biri gelir, “Kendi şirketine para aktarıyorsun” der, gider şikayet eder.
Biri gelir, “Ben başkanınla anlaştım, sen kim oluyorsun?” diyerek beni ezmeye kalkar!
Biri gelir, “Gereken neyse onu yaptırırım” der.
Biri gelir, ölümle tehdit eder.
Biri gelir, beni başkana şikayet eder.
Biri gelir, sen FETÖ’cüsün der. (En çok buna gülüyorum bu arada.)
Velhasıl, sürekli birileri bir şey söylüyor.
Yaptığımı beğenmeyen ya şikayet ediyor, ya iftira atıyor yada tehdit ediyor.
Benim anlamadığım şey ne biliyor musunuz?
Ulan ben Onuralp Özalp’im!..
Bugün bu isim belli çevreler tarafından biliniyorsa, bu; kimsenin sırtına basılarak, kimseyi tehdit ederek, kimseye iftira atarak elde edilmiş bir konumda değil.
Bu isim; yılların emeğiyle, duruşuyla, ilkeleriyle ve yaptığı işlerle var olmuştur.
Yani, kafasını okşayıp sevebileceğiniz yada enseye şaplak atıp şekerini alacağınız çocuk yok karşınızda.
Ne kimsenin adamıyım ne de kimsenin korkusuyla hareket ederim.
Herkes sözünü de tavrını da buna göre ayarlasın.
Tabii bugün bunlarla karşılaşmamın ortak bir sebebi var.
Çünkü birilerinin alıştığı düzene uymuyorum.
Belediyenin imkânlarını çarçur etmiyor, kamu kaynaklarını kişisel hesaplara göre değil, Yenişehir’in menfaatlerine göre kullanıyorum.
Kararlarımı kim ne der diye değil, ilçemize ne fayda sağlar diye veriyorum.
Belki de bazılarını rahatsız eden tam olarak budur.
İşte o yüzden, birileri çıkıp haddini aşarak, “Benim hakkımı gasp ettin” diyor.
İşte o yüzden istediğini alamayan, tek başına sözde dev kadrolu bir internet sitesi sahibi çıkıyor ve direkt beni hedef gösteriyor!..
Kimse kusura bakmasın ama ben yiyebileceğiniz bir lokma değilim.
Bulunduğum yer, konumum veya temsil ettiğim makam, bazı şeyleri şu an için ‘saygıdan dolayı’ söylememi engelliyor olsa da, karşı taraftan beklediğim saygıyı alamadığım takdirde, aynı şiddet ve şekilde karşılık verebilecek bir karaktere sahip olduğumu hatırlatmama gerek yok herhalde!..
Dediğim gibi, herkes haddini bilecek, bildiği yerde kalacak.
Kaportacıdan bozma çakma gazetecinin had bildirmeye çalışması komik olsa da, milleti arayıp yazdığıma yorum yap, beğen gibi destek dilenmek bence çok daha komik…





Yorum